Hamster ve Koç

0
253

Siz de kendinizi çoğu zaman hamster gibi hissediyor musunuz? Bir çarkı döndürmek için sürekli koşuşturuyor ancak bu durumdan mutlu olmasanız da o çarkın içinden dışarıya adım atamadığınızı düşünüyor musunuz?

İşte bu, günümüzde özellikle iş hayatındaki pek çok kişinin ortak noktası. Sürekli bir koşuşturma, yetişme ve yetiştirme telaşı, kapalı bir ortamda bilgisayar başında geçen saatler, ast üstlerle psikolojik savaş hali. Bu listeye size uyan maddeleri de ekleyebilirsiniz. Yaptığı işten memnun olmayan ve sürekli olarak kendine veya çevresine “bu düzenden kurtulmam lazım, bir şey yapmalıyım ama ne?” diye soran hatta pazar gününden yaşanmaya başlayan pazartesi sendromlarını yaşamak yerine, hemen Cuma olsun isteyen, hayatından her hafta pazartesi-perşembe arasındaki günleri feda etmeye hazır olan o kadar çok insan var ki…

Haftanın yedi gününü hafta sonu tadında yaşamak yerine, dört gününü feda etmeye hazır olmak gerçekten acı bir durum değil mi?

Mutluluk ve huzurun, iş hayatının bizlere çizdiği sağlam konfor alanının dışında olduğunu düşünüyoruz. Bununla birlikte, vakit bu alanın dışına adım atmaya gelince hemen kabuğumuza geri çekiliyoruz. Konfor alanının dışındaki bilinmezler ve riskler bizleri çok korkutuyor, strese sokuyor. Buna karşılık cesaret edip sonucunda başarılı olmak ise insana pek çok şeyden daha fazla haz verip gururlandırıyor.

Aslına bakarsanız çoğu kişide var olan, özellikle bu iş hayatında konfor alanının dışına adım atma korkusunun, cesaretsizliğinin nedenlerinin en başında tam olarak bir hedefimizin, hayalimizin olmaması geliyor. Çoğu insanın kendine ait hedefi yok, net olarak tarif edebilecekleri bir hayali bile yok. Çevremizdeki birçok anne baba kendilerine çocuklarının başarı ve mutluluğunu hedef seçmişler. Genellikle başkalarının hedefleriyle tatmin oluyoruz.

Gerek özel yaşamımızda gerekse iş hayatımızda, kendilerine ait hayali ve hedefi olmayan insanlar tarafından bizim hayallerimiz görmezden gelinip, dalga geçilir diye hayal bile kuramaz olduk belki de. Belirlediğimiz hedeflere olumsuz yaklaşılır, ütopik diye etiketlenir diye kim bilir kaç kağıdı buruşturup çöpe attık.

Yukarıdaki yazılar beni anlatıyor, birebir yaşadıklarımı ve düşündüklerimi yansıtıyor diyorsanız panik yok, aşağıda birkaç öneri sizleri bekliyor.

Hepimizin bildiği gibi, artık bilgiye ulaşmak çok kolay, önemli olan kendimize en uygununu bulabilmek, doğru yönlendirilebilmek ve bunun bedelini ödeyerek adım atmak, harekete geçmek.

Araştırın ve düşünün; sizi bundan sonraki hayatınızda ne yapmak mutlu kılacak? Ne zaman harekete geçmek doğru olacak? Nerelerde çalışmak değerli ve önemli hissettirecek? Kimlerle olmak motive edecek? Tabii ki tüm bunları cevaplarken net, ölçülebilir, kabul edilen, makul ve zamana bağlı cevaplar bulmaya çalışın.

Tabii ki en önemlisi tüm bu cevapları bulduktan sonra ortaya çıkan sonuç veya sonuçları uygulamaya geçirmek, risk almak, adım atmak ve gerekiyorsa maddi manevi bedelini ödemek. İşte bu son aşamayı pek sevmiyoruz aslında. Sonuna kadar getirip bu noktadan başlangıç noktasına geri dönen pek çok kişi var. Piyasadaki popüler olmuş birçok kişisel gelişim kitabında bedel ödemekten pek bahsedilmediği için bu kadar çok tutmuş durumdalar belki de.

Eğer bunları kendi kendime çözemem, başaramam, sonuna kadar götüremem diyorsanız da mutlaka profesyonel bir koçtan yardım alın. Birlikte tüm adımları tek tek gözden geçirin, planlayın. En önemlisi kendi içinizdeki potansiyelinizi kendiniz keşfedin ve fark edin.

Unutmayın, tekilden çoğula, en büyük sorunumuz kullanılmayan potansiyelimiz. Potansiyelimizi fark edelim ve iyi bilelim. Bir kere bildik mi bir daha bilmemezlik edemeyiz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

CEVAP VER