Dolgunun Çok Daha Ötesi: Poli-L-Laktik Asit (PLLA/Sculptra)

Yaşlanma sürecinde kolajen üretiminde ve cilt alt yağ dokusunda azalma, cildin elastikiyetinde ve su tutma yeteneğinde azalma, kemik ve kas dokuda kayıplar, hacim kaybı, yumuşak dokuların yer değiştirmesi ve sarkmalar meydana gelmektedir. Kolajen kaybı yüzde gözle görülür yaşlılık belirtilerine neden olur. Bunlar kırışıklıklar, çökmeler ve deri yüzeyindeki katlantılardır.

Yüzdeki yaşlanma belirtilerinin çoğu; hacim kaybı, kemik erimesi, doku elastikiyetinin azalması ve yerçekiminin ortak etkisinin sonucudur. 20’li yaşlardan itibaren cilt kalınlığı önemli ölçüde azalmaya başlar. Bu azalma orta derideki kolajenin kaybı sonucu olmaktadır. Elastik liflerin yapılanmasında da kayıplar meydana gelir, cilt kuru, ince ve daha az elastik görünür, kırışıklıklar oluşur ve sarkmalar başlar. Yüzdeki yağ dağılımı değişir, kontörlerde dolgunluk kaybı olur, yağ yastıkları birbirinden ayrılır. Yaşlanma ile birlikte, kaslar kademeli olarak düzleşir ve kısalır. Cilt ve kaslar arasındaki hacim kaybolur, iki kaş arasında ve alındaki kaslar sabit ve derin kırışıklıklara yol açar. Kemik erimesi ve kemiklerdeki kayıp, yüz ve kafatası kemiklerinin yaşlanma nedenidir. Yüz yüksekliğinde kayda değer bir azalma ortaya çıkar. Bu yükselme alt ve üst çenedeki değişiklikler ile yüzün genişliği ve derinliğindeki artışa bağlıdır.

Orta deri kolajen bakımından zengindir. Sağlıklı kolajenin yıkımı ve yeni kolajen üretimindeki azalma istenmeyen kırışıklıklara ve cildin yaşlı görünmesine neden olur. Yaşlanmayla birlikte cildin elastikiyetinde ve su tutucu özelliklerinde de kayıplar yaşanır. Bu da yaşlanan cildin yumuşaklığını kaybetmesine ve daha az esnek görünmesine neden olur.

Poli-l laktik asit (PLLA / Sculptra) canlı dokularla uyumlu, vücut hücreleri ile reaksiyon göstermeyen, doku içinde kendi kendine yok olabilen, bağışıklık sistemini etkilemeyen bir polimerdir. Vücudun doğal kolajen üretimini arttırarak, yüzünüze yıllar içinde kaybolan hacmini geri kazandırarak yüz kontörünün düzeltilmesine yardımcı olur.  PLLA etki göstermeye devam ettikçe, birkaç hafta içinde ciltte anlık meydana gelen değişimden çok daha fazlası meydana gelir.

Uygulamalar 15-20 dakika gibi kısa bir süre içinde yapılmakta, uygulama sonrası normal hayata hemen dönülebilmektedir. Dikkat edilmesi gereken husus doktorunuzun tarif edeceği şekilde tedaviyi takip eden 5 gün boyunca günde 5 defa 5er dakikalık süre ile tedavi uygulanan bölgelere masaj yapmaktır.

Bir Plastik Cerrahi Sempozyumu Ardından Notlar

Bugün sizlerle 5-7 Aralık 2013 tarihleri arasında New York’da gerçekleştirilen son derece üst düzey bir sempozyumdan ilginizi çekebilecek konuları paylaşmak istiyorum. 33. Estetik Cerrahi Sempozyumu adı altında yapılan toplantının resmi başlığı “The Cutting Edge 2013, Depating the Choices in Facial Rejuvenation, An International Interdisciplinary Debate” olup, konusu tamamen yüz gençleştirme temasına oturtulmuştu. Kongre New York’un tarihi şıklığını ve zarafetini taşıyan muhteşem Waldorf Astoria Oteli’nin adeta bir opera salonunu andıran merkezinde yapıldı.

Yüze uygulanan yağ hücresi enjeksiyonlarının sayısının tüm dünyada arttığı, birçok plastik cerrahın başarıyla uyguladığı, ancak bu konunun etik olmayan bir şekilde topluma “kök hücre” suiistimali biçiminde aldatıcı şekillerle sunulmasının detayları verildi. Ağız çevresindeki ince çizgilere yapılan yağ hücresi dolguları ve sonuçları çok iyiydi, burada ki teknik uygulama ilgi çeken bir yenilikti. Keza hyaluronik asit dolguları konuşuldu, burada yenilik yoktu.

Göz kapakları konusunda üst kapak ve kaş altına yapılan yağ hücresi dolgularının önemine değinildi, kaşlara yapılması gereken müdahalelerin önemine vurgu yapıldı, kaşların aşırı kaldırılması (özellikle kaş iç tarafının) eğiliminin artık kaybolduğu ve endoskopik kaş kaldırma yönteminin plastik cerrahlar arasında popülaritesinin gittikçe azalmakta olduğu belirtildi.

Yüz germe ameliyatlarında farklı işlemlerin uzun vadeli sonuçları değerlendirildi. Dolgu ve botoks uygulamalarının çok fazla rağbet gördüğü günümüzde, ameliyat sonucunun 5-10 yıl sürdüğü göz önüne alınırsa, bu süre içinde yapılan dolgu ve botoks için hasta tarafında yapılan ödemenin ameliyat masraflarını epey geçtiği gerçeği ifade edildi. Ameliyatların hala tam alternatifi olmadığı kabul edildi. Gerektiğinde kalıcı implantların yüz bölgesinde kullanımının uygun olduğunun güzel örnekleri verildi. Yüz ameliyatlarında “kısa kesi ile yüz germe” ifadesinin cerrahlar tarafından reklama ve hastayı aldatmaya dönük amaçla kullanıldığı, asıl olanın yüzün gerektirdiği cerrahi şeklin cerrah tarafından seçilip hastaya anlatması olduğu vurgulandı.

Boyun bölgesinin ciddi bir sorun olduğu, boyun germede incelikler konularının detaylı sorunları konuşuldu. Bu konuda teknik olarak birkaç yenilik paylaşıldı, bunlar benim de çok hoşuma gitti, notlarımı aldım.

Yaşlanma ile bağ dokusu fibroblastlarının (kollajen sentezleyen hücreler) fonksiyonlarında azalma söz konusu edildi, ancak bu konunun bilinmeyen yönünün çok fazla olduğu, ancak reklama ve suiistimale çok açık olduğu gene örneklerle anlatıldı. Yüzü gençleştirmek için kullanılan lazerler, kimyasal soymalar, dermabrazyonlar, farklı radyofrekans ve ultrasonik enerji araç ve gereçleri tartışıldı. Bunların hepsinin belirli bir oranda yararı olduğu, ancak bu kısıtlı yararın uygulayıcılar tarafından abartılarak sunulduğu ve hastaların bu tür gazete, dergi, internet reklamları ile bu tür alet kullanımına aşırı teşvik edilerek, daha sonra da aradığını bulamamışlık sonucu ile hayal kırıklığına uğramasına maalesef hekimlerin neden olmasının yakışıksızlığı tekrar tekrar vurgulandı.

 

Sabahları 07:00 de başlayıp akşamları 18:00 be biten ve 3 gün süren bu güzel sempozyumdan sizlere sunabileceklerim şimdilik bu kadar. 

Saygılarımla…

ZELTIQ Soğuk Lipoliz Tedavisi

İstenmeyen bölgesel yağlar; bay-bayan, günümüz insanının en büyük sorunlarından biri haline gelmiştir. Ne yazık ki, eskiye oranla oturarak, masa başında yapılan işler arttıkça, bu sorunun çözümüne yönelik pek çok teknoloji de sunulmaya başlanmıştır. Harvard Medikal School dermatologları tarafından geliştirilen bir yöntemle artık vücut biçimlendirmede kısa sürede etkili sonuçlar alınabilmektedir. Küresel çapta ağ kurmuş olan ve teknolojik çalışmalara önem veren medikal firmalarından ‘Zeltiq’ tarafından uygulanan “soğuk lipoliz” tedavisi, bölgesel incelmede son derece etkili bir yöntemdir. Bu yöntem, bugüne kadarki yöntemlerden daha gelişmiş ve farklıdır.

Soğuk lipoliz yöntemi nedir?

Soğuk lipoliz tedavisinde deri altındaki yağ tabakası deriye zarar vermeden oldukça kontrollü bir şekilde soğutuluyor. Önceden belirlenmiş bir zaman dilimi çerçevesinde uygulanan soğutma ile uygulama yapılan bölgedeki tüm yağ hücreleri apoptozise uğrayacağı için vücut siluetinde düzenli ve orantılı bir incelme görülür. Bu sayede vücudun belli bölgelerinde çökmeler olmaz. Apoptozis; yağ hücre fonksiyonlarının küçülmesi, geri dönüşümsüz kaybı anlamına gelmektedir. Ölü yağ hücreleri vücudun doğal enflamatuvar sistemi ile vücuttan atılarak, zaman içersinde yağ tabakasında önemli bir miktarda incelme meydana gelmektedir.

Bu yöntem, yoğun ve kalıcı lokal yağ depolanmalarını azaltarak vücudu şekillendiren liposuction gibi çok agresif geleneksel tedavi yöntemlerinden çekinen kişiler için iyi bir alternatiftir. Ayrıca Liposuction sonrası nekahet döneminde görülen ağrılar, spazmlar, hematomlar, iş kayıpları ve hayat kalitesindeki düşüşler bu yöntemde görülmemektedir.

Soğuk lipoliz kimlere ve hangi bölgelere uygulanabilmektedir?

Soğuk lipoliz yöntemi, genel olarak kilosu olmayıp belirli bölgelerindeki (sırt, karın , basen, yan simitler, kollar, bacak içleri, sırtta sutyen altları, göğüs altındaki kıvrımlar gibi)  rejim ve sporla giderilemeyen inatçı yağlanmaları olan, her yaştan erkek ve kadın için son derece uygun bir tedavidir. Hamilelerde ve soğuğa karşı alerjisi olanlarda uygulanamamaktadır.

Soğuk lipoliz yöntemi nasıl incelme sağlıyor?

Cihaz vakum masajı kullanılarak ve aynı anda kontrollü soğutma sağlayarak yağ hücrelerinin özel bir el aparatı ile emilmesini sağlamaktadır. Bu durumda tedavi edilecek tek bir bölge için yaklaşık bir saat beklenirken, yağ depolarının apoptozis (programlanmış hücre ölümü) sürecine girmelerine sebep olmakta ve yağ hücre fonksiyonlarının küçülüp geri dönüşümsüz kaybına yol açmaktadır.

Bu ikili etki, yerleşmiş yağ dokularına selektif bir şekilde nüfuz edilmesine izin vermektedir ve bir ya da iki seans içerisinde yerleşmiş yağ dokusunda kalıcı bir azalma sağlamaktadır. Tüm bu işlemler, rahat ve güvenli bir ortamda gerçekleşmekte, bir kaç hafta içerisinde, olağanüstü sonuçlar elde edilmekte, 2 ay sonra ise mümkün olan en üst seviyeye çıkmaktadır. Tedavi, dokuların el aparatıyla emilebileceği tüm vücut bölgelerine uygulanabilmektedir.

Dolgu Amaçlı Yağ Hücre Enjeksiyonları

Cilt altındaki yağ hücrelerinin zarar görmeden bir enjektörle çekilmesi ve bu materyalin gereken yerlerde gene cilt altına bir enjektörle verilerek, o bölgede hacim artırılması (doldurulması) son 10 yılda plastik cerrahinin en fazla ilgi duyduğu ve geliştirdiği konulardan birisi olmuştur.

Yağ hücresi enjeksiyonu nerelerde kullanılır?

Yağ hücresi enjeksiyonu (dolgusu) yüz bölgesinde elmacık kemikleri bölgesinin belirginleştirilmesi, katlantı bölgelerindeki derin çizgilerin doldurulması, dudakların dolgunlaştırılması, meme büyütme veya mastektomi sonrası meme oluşturulması, liposuction ameliyatları sonrası veya başka nedenlerle kalça, basen, karın ve başka bölgelerde oluşan çöküntülerin düzeltilmesi için kullanılabilir.

Yağ hücre enjeksiyonu nasıl yapılmalıdır?

Verilen yağ hücrelerinin yaşama oranını artırmak için tek tek hücrelerin kanlanmalarını sağlayacak şekilde verilmeleri gerekir, aksi halde enjekte edilen hücreler yeterince kanlanamayacak ve eriyip gideceklerdir. Kanlanmalarını sağlamak için her bir enjeksiyonda çok fazla miktar verilmemelidir. Doldurulacak alanın bir defada alabileceğinden daha fazlası doldurulmaya çalışılırsa erime çok fazla olur. Bu nedenle bazı uygulamalarda yağ verme ameliyatının birkaç kez yapılması gerekebilir. Örneğin mastektomi sonrası meme onarımı için 6-7 kez yağ verme seansı gerekebilir.

Yağ hücreleri meme, kalça gibi zaten yağlı olan bölgelere verildiğinde kalıcı olarak dolgu görevini sürdürürken, dudak ve nazolabial çizgi (burun kanadı kenarından ağız kenarına uzanan çizgi) bölgelerinde kalıcı olmazlar. Çünkü gerek dudak, gerekse nazolabial çizgi bölgeleri hareketli ve büzüşen bölgeler olmaları ve doldurulduklarında hareketin kısıtlanması nedeniyle, yağ hücrelerinin içindeki yağı metabolize ederek erirler ve 6 aylık bir süreden sonra dolgu etkisini kaybeder. Vücutta yağ hücrelerinin dolgu özelliğinin kalıcı olması bölgeden bölgeye bu nedenle değişkenlik gösterir.

Yağ hücresi enjekte etmek için yağ hücresinin önce elde edilmesi gerekir. Zaman zaman medyada yağ hücresinin bir defada çok miktarda çekilip, sonra bir kısmının kullanılıp, kalan miktarın dondurulup, daha sonra ihtiyaç olduğunda eritilip, kullanılması gibi pratik bir uygulamadan söz edildiğine rastlarsınız. Ancak yağ hücresinin dondurulup, sonra ihtiyaç olduğunda eritilip, kullanılması bilimsel ortamda bütün plastik cerrahların hemfikir oldukları bir konu değildir. Dondurulmuş yağ hücreleri eritildiğinde, taze alınmış hücreler kadar canlı olup olmadığı konusu tartışmalıdır. Bu konuda ısrarla dondurulmuş hücreleri savunanlar ve bu uygulamayı sürdürenler yanı sıra daha fazla sayıda plastik cerrah yağ enjeksiyonu için taze yağ hücresi kullanmayı tercih eder. Nitekim eritilen bazı yağ hücre gruplarının bazen sarı değil, kahverengiye dönüştüğü görülmekte ve bunlar kullanılmamaktadır.

Yüz bölgesinde az miktarda bir yağ hücresi enjeksiyonu gerekecek ise zayıf bir hastada dahi bu miktarda yağ hücresi bulmak mümkündür. Ancak örneğin bir meme onarımı yapılacak ise zayıf hastada çoklu seanslar için yağ hücresi alınacak kaynaklar yeterli olmayacaktır. Bu nedenle bu hastada yağ hücresi enjeksiyonu dışında seçenekler düşünülmelidir.

Yağ hücreleri nasıl alınır?

Verilmesi gereken yağ hücreleri standart liposuction yöntemiyle (ister vakum, ister ultrasonic vazer, ister lazer lipoliz) alınmaz. Çünkü liposuction yöntemlerinde yağ hücreleri parçalanmaktadır. Verilmesi gereken yağ hücreleri bir enjektörle, düşük basınç altında çekilerek, yağ hücrelerinin parçalanması önlenir ve gene düşük basınç altında zorlamadan verilir. Yağ hücreleri son derece frajil (hassas) hücre duvarına sahiptir, bu nedenle alırken de, verirken de zorlamaya gelmez, başarılı bir sonuç için bu gereklidir.

Bu gerçekten hareketle, hastalar bazen hekime liposuction talebinde bulunurken, çıkan yağların saklanması ve ileride yüzüne veya başka yerlere dolgu olarak kullanılması talebinde bulunurken, bunun iki nedenden ötürü uygun olmadığını bilmeleri gerekir:

  1. Saklamak için dondurma sonra eritme bugün tartışmalıdır, her cerrah yapmayacaktır.
  2. Liposuction prosedürü ile alınan yağ hücrelerinin çoğu parçalanmış ve enjekte edildiğinde tutma özelliğini kaybetmiştir, başarılı olmayacaktır.

 

Kök hücre kaosu

Bugün yağ hücrelerinin etrafında bol miktarda kök hücre olduğunu biliyoruz. Kök hücreler multipotent dediğimiz, her hücreye dönüşme potansiyelini taşıyan hücreler olarak bilinirler. Ancak bir kök hücrenin ne zaman hangi hücreye dönüşeceği konusu henüz tam kontrol edilememekte ve bilimsel olarak henüz ciddi ilerlemelere muhtaç bu konu, günlük uygulamalarda maalesef suiistimal edilmektedir.

Rejeneratif tıp adı altında bilimsel çalışmaları tüm dünyada yoğunlaştıran bu alan, yağ hücresi enjeksiyonu yapan plastik cerrahların da ilgisini çekmektedir. Kök hücrelerin izole edilerek çoğaltılması ve yağ hücresi yerine enjekte edilmesi başarılı sonuç vermekten uzaktır ve pahalıdır. Kök hücreleri ile zenginleştirilmiş (kök hücre sayısı artırılmış) yağ hücre enjeksiyonlarının uygulamalarının daha kalıcı sonuç verdiği ve daha başarılı olduğu konusu gene medyada çok konuşulmaktadır. Ancak gene bu konu da bilimsel deneylerin ışığında tartışmalıdır. Bunu desteklediği iddia edilen çalışmalar olduğu gibi, kök hücreden zenginleştirmenin hiçbir fark oluşturmadığını gösteren bağımsız bilimsel çalışmaların sayısı da az değildir. Bu tür tartışmalı konularda araya giren rant faktörü ve ticari kaygılar tüm bilimsel değerlendirme çabalarındaki bağımsızlığı maalesef olumsuz etkilemektedir. Bu konunun bilimsel olarak netleşmesi için zamana gereksinim vardır, medyadaki prematüre ifade ve reklamlara rağbet etmek hayal kırıklığı ile sonuçlanabilir. Bugün çoğunluk plastik cerrahlar yağ hücre enjeksiyonlarında zenginleştirilmiş kök hücre prosedürlerini kullanmazlar.

Yağ hücre enjeksiyonu işlemi ve sonrası

Yağ hücre enjeksiyonu işlemi hasta tarafından kolay tolere edilen bir işlemdir. Diğer ameliyatlara göre kesme biçme yoktur. Çuvaldız çapındaki iğne ile giriş yerlerinden yağ hücreleri çekilir ve gene benzer giriş yerlerinden doldurulur. Geriye kalan sivilce benzeri izler 6 aydan sonra dikkati çekmez hale geleceklerdir. Hücre alınan ve verilen yerlerde hafif şişme ve bir miktar morarma 10 gün içinde düzelecektir. Ek seanslar yapılacaksa 3 ay veya daha uzun bir sure beklenilmelidir.

Organik Kök Hücre Tedavisi

MIIT (Mikro Intradermal Injeksiyon) enjeksiyonu tedavisi hem lifting, hem anti aging özelliklerini taşıyan, kırışıklıklara savaş açan, mimikleri dondurmayarak, cildi geren ve sıkılaştıran, yüz hatlarındaki bozuklukları tedavi ederek, gideren yeni bir yöntemdir.

Dünyada Meristem (Organik Kök) hücresi ve cilt için bilinen en etkin maddelerin nerdeyse tümünü içeren teknik, doğrudan epidermis tabakasına enjekte ediliyor.

Prof. Dr. Annamaria Forenza tarafından geliştirilen teknik, 27 sene boyunca kullanılan ürünlerin en aktiflerinden oluşturulmuş 4 farklı kokteyl ürün ile geniş uygulama alanlarında etkin sonuçlar vaat ediyor ve içeriği ile benzerlerinden ayrılıyor. Özel formülasyonlar ile bio-revitalizasyon ve yeniden şekillenme sağlayan bu estetik yöntemin en önemli özelliği, mimikleri dondurmaması ve kırışıklıkları tedavi ederek gençleşme vaat etmesi. Kişi, kas ve mimik hareketlerini tamamen doğal bir şekilde kullanmaya devam edip, aynı zamanda kırışıklıklarından kurtuluyor. Teknik, içeriğindeki çam fıstığı özü, hyalüranik asit, kalojen, kafein, meristem hücreleri (organik kök hücreleri) gibi maddeler ile göz altı morluklarında ve torbalanmalarında, hormonal olmayan saç dökülmesinde, yüz, boyun, dekolte, eller üzerindeki kırışıklıklarda, vücuttaki aşırı yağlanmalarda ve selülitte, popo kaldırmada son derece güzel sonuçlar sağlıyor.

Avrupa’nın tamamında, özellikle İtalya’da büyük ilgi gören teknik, Sağlık Bakanlığı onaylı. Hem lifting, hem de ciltteki kırışıklıkları ortadan kaldırarak etkisini gösteren yöntem, aynı zamanda 4-5 yaş gençleştirme vaat ediyor. Türkiye’deki pek çok plastik ve estetik cerrah, dermatolog ,medikal estetik doktorları tarafından destekleniyor.

Bu tedavi enjeksiyon yoluyla yapılıyor, cerrahi müdahale gerektirmiyor. Bu tedavi birçok ürün ve uygulamadan farklı. Bu farklardan biri, MIIT’nin mimikleri asla dondurmaması. Kişi, kas-mimik hareketlerini tamamen doğal şekilde kullanmaya devam edebiliyor. Bu arada da kırışıklıklardan kurtuluyor, uygulanan bölgede toparlama ve sıkılaşma meydana geliyor. Tekniğin bir diğer önemli farkı da içeriğinde cilt için tüm etkin maddelerin yanında, meristem (organik kök) hücresi içeren tek ürün olması.

Meristem (organik kök) hücrelerin esas özelliği sık sık bölünerek (mitoz bölünmeyle) yeni hücreler meydana getirmesidir. Meydana gelen yeni hücreler cildin de yenilenmesini sağlayarak, ciltte gençleştirme ve lifting etkisi yaratıyor ve bu sayede kırışıklıkları ortadan kaldırıyor.

Tedavi ederek gençleşme vaat ediyor

Yöntem, konusunda uzman bir hekim tarafından kolaylıkla yapılabiliyor. 10 gün aralıklarla yapılan 4 seanslık kür ile uygulanan tedavi, ikinci uygulamadan itibaren etkisini gösteriyor.

Ürünü benzerlerinden farklı kılan içeriğinde bulunan maddeler. Cilt için etkin olduğunu bildiğimiz birçok maddeyi bir arada sunuyor MIIT.

MIIT Tekniği, birden fazla ürün içeriyor ve kişinin ihtiyacına göre; onu gençleştiriyor, yaşlanmasını önlüyor ya da yeniden forma girmesini sağlıyor. Ürünlerin içerikleri etkinlikleri ve güvenilirlikleri çok iyi bilinen maddelerden oluşuyor. Ürünlerin en önemli özelliklerinden biri ise, bu maddeleri bir araya getirmiş olmaları, bir kokteyl halinde kullanılmaları…

Uygulama sonrasında gerekli bakım kremlerinin kullanılması önemli. Ayrıca ilk günlerde güneşten, sıcak içeceklerden uzak durulması öneriliyor.

Yöntem yılda bir kez tekrarlanırsa, maksimum performans gösteriyor. Ve tedavi etkisi güçleniyor. İlerleyen seanslarda kişi bu yöntemden daha da fazla yararlanabiliyor.

Meme Büyütme Ameliyatları

Kimler meme büyütme ameliyatı olabilirler?

Meme volümünde büyütme yapma gereksinimi aşağıdaki durumlarda söz konusu olur:

  1. 18 yaşına gelen kız çocuğunda göğüs kafesine oranla meme dokusu çok küçükse ve hasta bundan estetik bir kaygı duyuyorsa,
  2. Doğum ve emzirme sonrası memelerde adeta bir boşalma/erime şeklinde volüm kaybı ve boşalmış memenin sarkması durumunda,
  3. Doğuştan bir memenin diğerine göre çok aşırı derecede küçük olması durumunda.

Bu endikasyonlar dışında bayanlar zaman zaman normal sınırlarda ki göğüslerinde irileştirmeyi arzu edebilirler; bunun nedeni psikolojik veya profesyonel gereklilik olabilir. Talep edilen değişiklik hekim tarafından masum ve makul bulunduğu takdirde ameliyat gerçekleştirilir.

Meme büyütme ameliyatları ve protezler

Meme büyütme işleminde altın standart halen silikon meme protezleridir. İlk kez 1965 yılında tıbbi silikon kullanılarak imal edilen meme protezleri, günümüze gelene dek bir hayli teknik gelişmelerden geçmiştir. Protez içindeki silikon jel artık koheziv özellikte üretilmekte, protezin delinmesi durumunda dışarı akmamaktadır. Bu durum, protez etrafında problemli kapsül oluşumunu da olasılık olarak geriletmiştir. Protezi saran silikon kılıf birkaç tabaka destekli ve sağlamlığı arttırılmış hale gelmiş ve dışı ince pürtüklü bir doku olarak üretilerek, ileride bahsedeceğimiz kapsül kontraksiyonu problemini azaltmaya dönük bir tedbir olmuştur. Ayrıca meme protezlerinin şekil anlamında çeşitleri oldukça fazla seçenek sunacak şekilde üretilmektedir. Böylece her hanımda farklı olan göğüs kafesi yapısına en uygun protezi seçmek için cerraha birçok seçenek verilmektedir.

Meme büyütme oranına nasıl karar verilir?

Ne ölçüde bir volüm artışı yapılacağı konusu pek kolay olmayabilir. Bu konuda hastanın ne istediğini bilmesi çok önemlidir. Hastalara başka hanımların göğüs görünümleri gösterilerek bir seçim yapmalarını beklemek son derece yanıltıcı olabilir. Çünkü her hanımda göğüs kafesi şekli (eni, boyu, kemik yapısı, yağ dokusu kalınlığı) farklıdır ve bu farklılıklar aynı volümdeki memelerin farklı görüntü vermesine neden olur. Bazen hastaya genişçe bir sütyen giydirilerek, kendi memesinin üzerine farklı boyutlarda deneme protezleri konarak, sütyen içinde kalan dolgunluğun hastayı tatmin etmesi ölçüsü ile volüm tayini yapılmaya çalışılır. Bunların dışında günümüzde hastanın göğüs kafesini aynı anda birkaç makine ile görüntüleyip, bunları 3 boyutlu bir görüntüye çevirerek, o görüntü üzerinde farklı volümde protezlerin nasıl duracağını simüle eden sofistike cihazlar üretilmektedir. Bu tarz çalışmalar, hastanın kendi göğüs kafesindeki durumu gösterdiğinden en sağlıklı yaklaşım olacaktır.

Ameliyattan sonra protez görüntüsünün belli olmaması isteniyorsa küçük bir protez daha uygundur. Protez büyüdükçe “protezli meme” görüntüsü daha çok ortaya çıkacaktır. Ayrıca protezin üzerini örten yumuşak doku ne kadar kalınsa, protez o denli daha az belli olacaktır. Örneğin son derece zayıf olan ve meme dokusu hemen hemen olmayan bir hastada yerleştirilecek bir protezin belli olması olasılığı fazladır, bu nedenle iri bir protez uygun olmayacaktır.

Protez şekli ve seçimi

Protezlerin şekli tam simetrik yuvarlak olabildiği gibi, damla şeklinde de olabilmektedir. Halk içinde yanlış bir inanışa göre damla şeklinde ki protezlerin daha natürel bir görüntü verdiği sanılır. Bu doğru değildir. Memenin protez uygulandıktan sonraki görüntüsü protez ve orijinal meme dokusunun toplam görüntüsü olacaktır, sadece protez şekli görüntüyü belirlemeyecektir. Damla protezler altta daha çıkıntılı oldukları için meme başını 1-2 cm yukarı iterler. Meme düşüklüğü olmayan bir hanımda bu tür bir protez meme başını gereksiz yere yukarı iterek, uygun olmayan bir görüntü verebilir, yuvarlak protez bunu o hastada yapmaz. Bu nedenle herhangi bir hastada protez seçimi ve şekli plastik cerrah ile yapılan görüşme ve muayenede kararlaştırılır.

Protez kılıfı düz ya da pürtüklü (textured) olabilir. İlk üretilen protezler düz yüzeyliydiler. Problemli kapsül gelişiminin fazla olması nedeniyle yapılan deneysel çalışmalarda, üzeri pürtüklü imal edilen protezlerde problemli kapsül oranının azaldığı gösterildi. Ancak koheziv jel teknolojisi sonrası artık protez cidarının düz ya da pürtüklü olmasının, problemli kapsül oluşmasına etkisi biraz tartışmalıdır. Çok sayıda plastik cerrah düz cidarlı protez kullanırken, en az o kadar belki de daha çok sayıda plastik cerrah, pürtüklü protez tercih etmektedir. Bu konuda bilimsel gelişmeler ilerledikçe daha net bilgiler ortaya çıkacaktır.

Protez nasıl yerleştirilir?

Protezin meme altına yerleştirilmesi;

  1. Meme başından
  2. Meme altından
  3. Koltuk altından
  4. Göbek deliğinden
  5. Karın germe ameliyatı ile birlikte yapılıyorsa karın kesiğinden yapılabilir.

Bunların içinde en yaygın kullanılanlar meme başı ve meme altından yapılan yerleştirmelerdir. Meme başı çok küçük ise meme başı kesiği yeterli olmayabilir. Meme başı kesiği daha iyi saklanırken, meme altı kesiği biraz daha belli olur, ancak altta ve katlantı yerine yakın olduğu için fazla problem çıkartmaz. Koltuk altı ve göbek deliğinden yapılan girişimler yalnızca serum fizyolojik sıvı doldurulan protezler için geçerli olduğundan, geniş kullanım alanı bulamamıştır. Yeri gelmişken, içi serum fizyolojik (tuzlu su) doldurulan protezlerle ilgili birkaç cümle uygun olacaktır. 1990’lı yıllarda silikonun kansere neden olabileceği gibi yanlış bir bilginin ABD’de medya ve avukatlar lobisince yarattığı bir panik sonrasında, bazı firmaların durumdan yararlanmak üzere silikon jel yerine, içine tuzlu su doldurulan protezler imal edildi. Bu protezler içi boş olarak meme altına yerleştiriliyor, sonra bir kanül aracılığı ile protez tuzlu su ile şişiriliyordu. Ancak daha sonra şişirilen valv yerinden tuzlu suyun kaçması (boşalması) oranının %15’ lere çıkması nedeniyle, birçok plastik cerrah bu protezlerin kullanımından vazgeçti. Zaten silikon hakkındaki asılsız suçlamalarında bilimsel olarak hiçbir doğruluğu olmadığı ortaya çıkınca bu konu kapandı.

Protezler;

  1. Meme dokusu altına
  2. Kas fasyası altına
  3. Pektoral kas altına yerleştirilebilirler.

Burada önemli olan protezin üzerini örten dokunun kalın olmasıdır. Protez gereksinimi olan hanımların çoğunun zayıf olduğu düşünülürse, kasın altına yerleştirme daha sık tercih edilmektedir, böylece protez üst iç tarafta daha iyi örtülmüş olur. Yağlı hastalarda meme altı veya faysa altı yerleşim sorunsuzdur.

Protezin vücuda yan etkileri var mıdır?

Protez uygulaması memenin süt fonksiyonunu bozmaz. Bu işlem (meme başından yerleştirme dahil) süt bezleri ve kanallarına zarar vermez. Birçok hasta protezi taşırken hamile kalır ve protez varken bebeğini sağlıklı bir şekilde emzirir, bunun örnekleri çoktur.

Meme protezinin en istenmeyen yönü sert kapsül oluşmasıdır. Sert kapsülün dereceleri olmakla birlikte, hastayı ve hekimi en çok rahatsız eden, kapsülün protezi sıkarak yumuşaklığını yitirmesi ve memenin doğal görünümü yerine sanki bir portakal konmuş gibi bir görüntüye getirmesidir. Kapsül oluşması konusu günümüzde tam çözülememiştir. Kapsül oluşumunu kolaylaştıran çok sayıda neden bulunmakla birlikte, bilinenlerden daha fazla nedenin de olduğu var sayılmaktadır. Kapsül problemi protez uygulamalarında %5 oranında ortaya çıkar. Eğer problemli bir kapsül söz konusu ise yapılacak tek şey protezi çıkarmak, kapsül ön duvarını çıkarmak ve yeni bir protez koymaktır.

Meme büyütme ameliyatları sonrası neler yaşanır?

Protez uygulamasından sonra meme ödemli ve serttir. Yaklaşık 6 hafta sporcu sütyeni tarzı bir sütyen ile meme askıda tutulur. Memenin yumuşaması 1,5 – 2 ayda gerçekleşir. Bu süre tamamlanınca fitness ve her türlü spora başlanabilir. İlk 2 ay yürüme dışında aşırı spor yapmamak daha uygundur.

 

Meme büyütme amacıyla yağ hücresi enjeksiyonu konusunu bir sonraki yazımda ele alacağım.

Yer Fıstığından Gelen Güzellik

Son yılların etkili tedavilerinden biri olan Endopeel Enjeksiyonu tedavisi Avrupa ve Amerika’da kullanımı gittikçe artan, yüz ve boyun bölgesi öncelikli olmak üzere, vücudun çeşitli bölgelerinde de başarıyla uygulanabilen, sarkmaları azaltıcı tıbbi bir gerdirme yöntemidir. Kas gerginliğinin artmasını sağlayarak, ciltte oluşturduğu gerginlik sonucu sarkma ve kırışıklıkları azaltır.

Tedavi nasıl uygulanır?

Sarkmanın veya kırışıklığın giderilmesi istenen bölgenin kas dokusu içine ilaç enjekte edilerek tedavi uygulanmaktadır. Uygulamanın konforlu olması için enjeksiyona bağlı oluşabilecek ağrının azaltılması amacıyla lokal anestezik kremler kullanılmaktadır. Uygulanacak bölgenin genişliğine bağlı olmak üzere toplam tedavi süresi 15-30 dakika civarında sürmektedir.

Ham maddesi yer fıstığından elde edilen yağ asitlerinden oluşan Endopeel, içine enjekte edildiği kasın gerginliğini arttırmaktadır, bu sırada kasın kasılma aktivitesinde azalma olmamaktadır. Kasın gerginliğinin artması sonucu, sarkmalar toparlanmakta ve hemen üstündeki cildin de gerilmesi sağlanarak, kırışıklıklar giderilmektedir.

Endopeel hangi bölgelere uygulanabilir?

Endopeel’in çok geniş bir uygulama alanı vardır. Alındaki, dudak kenarı ve üstündeki kırışıklık çizgilerinin giderilmesinde kullanıldığı gibi, tüm yüzde lifting amacıyla da çok başarılı şekilde uygulanmaktadır. Ayrıca çene altındaki, boyundaki sarkmalar da Endopeel için önemli kullanım alanlarıdır. Bunların dışında dekolte liftingi, üst kol bölgesi sarkmalarının toparlanması, göbek, basen ve kasık bölgesi sarkmaları toparlanması, selülitli derinin gerginleştirilmesi gibi uygulamalar, sıklıkla Endopeel’in kullanım alanlarına girmektedirler.

Endopeel uygulaması sonrası sonuçlar

Endopeel uygulaması sonucu etki 10-30 dakika gibi kısa bir sürede oluşmaya başlamaktadır. 1 ay ara ile yapılan 3 tedaviden sonra asıl etki 6-8 ay kadar sürmektedir. Bu süre sonunda tamamen geriye dönüş olduğu için yıllarca ardışık uygulamalar rahatlıkla yapılabilmektedir. Ardışık uygulamalar sonucu, Endopeel’in etki süresi de uzamaktadır.

Neden Endopeel tercih edilmelidir?

Bu yöntemin güvenilir şekilde uygulamasında en önemli unsur Sağlık Bakanlığı ve Avrupa CE onayına sahip olmasıdır. Endopeel cerrahi müdahale olmadan acısız bir şekilde sarkmalardan kurtulmanın yanı sıra, kırışıklıkların azaltılmasında da önemli bir avantaj sunmaktadır. Cerrahi operasyonlar sırasında oluşabilecek yara izi, nekroz, sinir hasarı gibi risklerin olmaması veya operasyonla yapılmış bir lifting etkisinin uzun süre devam etmesi,  çok rahat kullanım olanağı sağlamaktadır. Ayrıca uygulamadan bir süre sonra etkinin geriye dönüşünün olması da cerrahiye göre önemli bir kazanımdır. Endopeel uygulaması kırışıklıkların giderilmesi açısından botilinium toksin A preparatı uygulamalarının bir alternatifi değildir, daha çok birbirini tamamlayıcı olarak iş görmektedirler.

Endopeel yöntemini kimler kullanabilir?

Endopeel; hamilelerde, 18 yaşın altındaki kişilerde, şiddetli yer fıstığı alerjisi olanlarda, herpes enfeksiyonlarında ve kalp rahatsızlığı olan kişilerde kullanılmamalıdır. Bunun dışında çok büyük oranda oldukça rahat bir uygulamadır. Çok sık olmamak kaydı ile özellikle ilk uygulamanın yapılması sırasında, uygulama yerinde ödem gelişebilir. Bu durum kısa bir süre sonra geçmektedir. Uygulamanın yapıldığı gün sıcak içeceklerden kaçınılması, üç gün boyunca yoğun güneş banyosu yapılmaması ve vitamin A, vitamin C, vitamin E ve güneşten koruyucu kremlerin kullanılması ile hem etkinliğin ideal durumda kalması sağlanır, hem de uygulama bölgesindeki şişliklerin önüne geçilir.

Göğüs İmplantlarınızın Bozulduğunu Nasıl Anlarsınız?

Eğer göğüs implantlarınız varsa, birkaç senede bir, değiştirilmesi gerektiklerini yoksa, bozulma, ayrılma, patlama gibi risklerinin olduğunu biliyorsunuzdur. 

Efsanelerden birine göre, silikonların içindeki ölümcül maddeler, kan dolaşımınıza girebilir fakat bu, eğer silikonlarınızı son 10 sene içinde yaptırdıysanız, endişelenmemeniz gereken bir durumdur. Çünkü modern silikonlarda böyle zararlı maddeler bulunmaz. 

Zarar görmüş implantların riskleri nelerdir?

Bir silikon zarar gördüğünde, etrafındaki yara dokusu acı verici şekilde iltihaplanabilir ve yeni yara dokularının oluşması sebebiyle, göğüslerinizin şeklinde değişime neden olabilir.  

Şanslıyız ki bunun ciddi, uzun süreli riskleri yoktur. Yani bu durum, göğüs kanserine yakalanma riskinizi ya da bağ dokusu hastalıklarına yakalanma riskinizi arttırmaz.  

İmplantlar zarar görünce yaşanan belirtileri nelerdir?

Bazı zamanlarda hiçbir semptom görülmemekle birlikte, bazen aşağıdaki semptomlar yaşanabilmektedir; 

  • Göğüslerde rahatsızlık hissi ve ağrı 
  • Göğüslerde yanma, karıncalanma ya da hissizleşme 
  • Kızarma 
  • Normal olmayan şişmeler 
  • İmplantların çevresinde ya da koltuk altında sert kitle oluşumu 
  • Göğüslerin şeklinde ya da büyüklüğünde değişme 
  • Normal olmayan yumuşama ya da sertleşme 

Eğer implantlarınızın zarar gördüğünü düşünüyorsanız ne yapmalısınız? 

İmplantlarınızı takan doktorunuzla hemen iletişime geçin. Eğer doktorunuz gerekli görürse, mamogram, ultrason, tomografi, göğüs mri gibi işlemlerden geçmenizi isteyebilir. Böylece implantınızda bir sorun olup olmadığı kesin olarak saptanır. 

İmplant zarar gördüyse ne olur? 

Bunun tedavisi genellikle ameliyatla implantların çıkartılması ve etrafındaki yara dokusunun temizlenmesi şeklinde olur. Yerlerine yeni implantların takılması tamamen hastanın seçimine bağlıdır. Eğer istemezseniz, tekrar implant taktırmak zorunda değilsiniz.  

İri Memelerde Küçültme Ameliyatları

Memelerde büyüme ve sarkmanın sebepleri nelerdir?

Memelerde aşırı büyüme beraberinde memelerde sarkmayı da getirecektir. Böylece görüntü açısından sarkık ve aşırı iri göğüslerin form bozukluğu hastayı rahatsız ederken, bundan daha önemlisi, hastanın boyun, sırt ve beline vuran ağrılara yol açmasıdır. Aşırı iri ve sarkan göğüsler, sanki hastanın boynuna asılmış iki ağır filenin sallanmasına benzeri bir etkiyle bu ağrılara az veya çok neden olacaktır. Diğer yandan bu ağırlığın miktarına bağımlı olarak hasta farkına varmadan kambur durma alışkanlığı edinecek, dolayısı ile postural bir problem yerleşebilecektir. Meme küçültme (aynı zamanda dikleştirme) ameliyatları yukarıda bahsedilen sorunları çözebilecek yegane yöntemdir.

Doğuştan bazı kız çocuklarında memeler aşırı büyüyecektir. Puberte (buluğ çağı) sonrası her iki göğüsün, ya da bazen tek göğüsün beklenenden çok daha iri bir boyuta ulaşması söz konusudur. Bu çocuklarda postural bozukluğa yol açan bir durum tespit ediliyorsa, 18 yaşında ameliyatla göğüslerin küçültülmesi ve form kazandırılması gerekir.

Meme dokusu yağ oranı yüksek bir organ olduğu için kilo alındığında hacım olarak büyüyecektir. Bu nedenle yağ oranı yüksek bayanlarda memelerde yağlanmaya bağlı aşırı büyüme ve sarkma beklenen bir durumdur. Bu durumda hasta hemen ameliyata yönlendirilmemelidir. Hastanın gerekirse bir endokrin-metabolizma uzmanı ve bir diyetisyen eşliğinde yağ oranını düşürmeye teşvik edilmesi uygundur. Bu tür yağ oranı düşürme çalışmaları sonlandığı veya sonuç vermediği takdirde, ameliyatı gündeme almak uygundur.

Bazen hamilelik sonrası meme küçülmez, iri kalır. Bu durumlarda hasta hemen ameliyat edilmemelidir. Süt emzirme bitirildikten itibaren yaklaşık 1 yıl geçtikten sonra memeler cerrahi olarak küçültülebilir.

Meme küçültme ameliyatları nasıl yapılır?

Meme küçültme ameliyatları ile ilgili geçmişten bugüne çok sayıda cerrahi yöntem tarif edilmiştir. Bu yöntemlerden önemli bir kısmı bugün tarih sayfalarında yerini almış olup, günümüz plastik cerrahları tarafından hiç kullanılmamaktadır. Seçilecek yöntemin aşağıdaki özellikleri sunması beklenir:

  1. Memenin yeterince küçülmesini sağlaması,
  2. Memenin konik şeklini ortaya çıkarması,
  3. Meme başı duyarlılığını yok etmemesi (duyarlılık bir miktar azalabilir),
  4. Meme başı kan dolaşımını bozmaması (aksi halde meme başı kaybedilir),
  5. Meme başı, süt kanalları ve süt bezleri devamlılığının korunması.

Bu şartları yerine getirerek uygulanacak birçok cerrahi yöntem mevcuttur. Bu yöntemlerden herhangi birisi en iyi yöntem değildir, burada herhangi bir yöntemi plastik cerrahın İYİ uygulaması çok önemlidir. Örneğin ameliyat öncesi simetrik bir meme ameliyat sonrası asimetrik bir memeye dönüşmüş ise burada kusur yöntemin değil uygulayanındır, düzeltmesi gerekecektir.

Meme küçültme ameliyatları sonrası neler yaşanır?

Meme küçültme ameliyatı sonrası yara izi kalır mı?

Genellikle genç hastalar ameliyat sonrası kalacak izleri merak ederler. Meme küçültme ameliyatı sonrası seçilen yönteme göre başı çevresinde ve meme başından aşağı doğru dikey çizgi şeklinde aşağı uzanan bir iz mutlaka kalacaktır, bazen memenin aşırı iriliğine bağlı olarak meme altında her iki yana doğru uzanan bir iz (ters T) buna eşlik etmek zorunda kalabilir. Bu konu ve seçilecek yöntem gerekçeleri ile birlikte hasta ve doktor arasında tartışılır. Bu izler ilk 6 ay hafif sert ve pembe renkli görünürler, sonra sertlik ve renk düzelmeye başlar. Ameliyattan sonra 1-1,5 yıl dolana kadar gittikçe solar ve sedefi bir renk alır, bu son duruma ulaştığında hala bir iz olarak görünmesine rağmen, kabul edilebilir bir durumdadır. Çok seyrek olarak bazı hastalarda bu izlerin solması beklenilen düzeyde olmayabilir, hatta hafifçe genişleyebilirler. Bu durumda izleri inceltmek için revizyonel cerrahi yapılabilir, revizyonel cerrahiler son derece küçük müdahalelerdir ve yararlı olurlar.

Sigara kullanan hastalarda ve ensülin kullanımı gerektiren şeker hastalarında, ameliyattan sonra yara iyileşmesinde gecikmelere rastlanabilir. Bu durum ameliyattan yaklaşık 1-2 hafta sonra dikiş yerlerinde küçük açılmalar, sarımsı renkte sızıntılar şeklinde kendini gösterir, gözde fazla büyütülmemesi gereken durumlardır, birkaç haftada kendiliğinden iyileşirler.

Ameliyat sonrası ağrı olur mu?

Hastalar ameliyattan hemen sonra bir hafifleme ve rahatlama hissederler. Bu ameliyatlar, ameliyat sonrasında problemli ağrı oluşturmazlar.

Ameliyat sonrası meme başı çapı değişir mi?

Aşırı iri göğüslerde meme başı da genişlemiştir, cerrahi sonucunda meme başı çapı 3,8 – 4,5 cm arası bir optimal çapa düşürülecektir.

Ameliyat sonraki bebek emzirilebilir mi?

Normalde meme küçültme ameliyatları sonucu memenin süt verme fonksiyonu korunur. Özellikle genç hastalar için bu çok önemlidir. Günümüzde kullanılan birçok yöntem bunu sağlamaktadır.

Ameliyat sonrası tekrar sarkma olur mu?

Küçültülen memenin konik şekil verildikten sonra tekrar sarkması bir sorundur. Hafif derecede bir sarkma/oturma normaldir, ancak aşırı sarkma olursa 1 yıl geçince dikleştirme amaçlı revizyonel bir cerrahi yapmakta yarar vardır.

Meme küçültme ameliyatları ve protezler

Bazen hastalar küçültme sırasında bir meme protezi kullanılıp kullanılmayacağı konusunda sorular sorarlar. Normalde protez göğüste volüm artırmak için kullanıldığından küçültülecek bir göğüste kullanım alanı yoktur. Az sayıda plastik cerrah protez ekleyerek ve orijinal meme dokusundan daha fazla doku çıkararak göğüs formunu daha iyi sağlayabileceklerine inanırlar. Çoğunluk plastik cerrahlar bu görüşe katılmazlar. Netice olarak protez bir yabancı cisimdir ve zaten orijinal meme dokusu fazla geldiği için bir kısmı çıkartılacak hasta da yabancı cisim kullanarak volüm artırılması konusu ters düşer.

Meme küçültme ameliyat masraflarını sigorta karşılar mı?

ABD’de birçok özel sigorta memenin küçültülme oranına göre ameliyat masrafının bir kısmını ödemektedir, çünkü bu ameliyatta hastanın postural şikayetinde bir düzelme olmaktadır. Oysa ülkemizde özel sağlık sigortaları hala emekleme devresinde gibi bir uygulama ile bu ameliyatların masrafına hiç karışmamakta, reddederken de “bizce falanca maddeye göre estetik düzelme daha ön plandadır” gerekçesini kullanmaktadırlar. Devlete bağlı hastanelerde plastik cerrahi bölümünde hazırlanacak bir rapor ile hastanın ameliyat masrafının devletçe karşılanması mümkündür.

Meme küçültme ameliyatından sonra 2 ay boyunca ayakta iken bir sporcu sutyeni kullanılması gerekir. Gece yatakta sutyen kullanma zorunluluğu yoktur.

Gençliğin ve Sağlığın Sırrı Damarlarınızda Dolaşıyor

Derimizin yaşlanması aynı yaralanma sürecinde olduğu gibi bazı fiziksel özelliklerini kaybetmesinden kaynaklanır. Bu nedenle deri gençleştirmeye yönelik uygulamalarda aslında vücudumuzun bir yarayı iyileştirirken yaptıklarını çeşitli yöntemlerle taklit ederiz. Örneğin lazer, peeling gibi yöntemlerle derimize limitleri belli, hafif bir hasar verir ve bu hasarı iyileşmeyi tetikleyen bir güç olarak kullanırız. Bu hasar sonrasında büyüme faktörleri salınır, iyileşme başlar. Derideki bir hasarı en etkili, en hızlı ve en doğal biçimde onarabilecek yapı, yine derinin ait olduğu bütünün bir parçasıdır. Kanımızdaki büyüme faktörlerinin sayısı 60’dan fazladır, oysa sentetik olarak üretilen büyüme faktörleri sayıca çok daha azdır. Bu nedenle PRP uygulaması damarlarımızda dolaşan bu sihirli gücü harekete geçiren bir yöntem olarak gelişmiştir.

PRP nedir?

PRP, “Platelet Rich Plasma-platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulaması” adı verilen biyolojik tedavi yönteminin kısa adıdır. Uygulama kişiden alınan küçük miktardaki kanın amaca yönelik olarak üretilmiş steril bir tüpe konularak, santrifüj edilmesiyle başlar, işlem sonucunda kan bileşenlerine ayrılır. Tüpten elde edilen az miktardaki “platelet yönünden zenginleştirilmiş plazma” (PRP), yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla veya maske uygulamasıyla geri verilir.

Platelet nedir?

Plateletler (trombositler) hasarlı dokuların onarımını ve doğal hallerine dönmelerini sağlamada gerekli “büyüme faktörlerini” yapısında barındıran kan bileşenleridir. Normal koşullarda, dokularımızda bir hasar oluştuğunda kanımız plateletleri bu dokuya toplar ve bir onarım süreci başlatır. Leke, kırışıklık ve çöküntülerin oluşumu da derimizin görmüş olduğu çeşitli türlerdeki (ultraviyole, iklim koşulları, çevresel hasar) hasarların sonucudur. Plateletleri yoğunlaştırarak bir dokuya vermek bu hasarların giderilmesini kolaylaştıracaktır. PRP uygulamasının amacı hedef dokuya kan dolaşımı ile taşınabilecek olandan çok daha fazla sayıda plateleti vermektir. Böylece hasarlı dokunun onarımı da bu kadar hızlı ve güçlü şekilde başlar ve daha çabuk sonuçlanır, çünkü verilen plateletlerin yoğunluğu kandakinden 2 ile 4 kat fazladır.

PRP nerelerde kullanılır?

PRP uygulaması hücresel tedavinin uygulama alanlarından sadece biridir. Dental (diş) implantlarla başlayan uygulama alanları, estetik tıp, ortopedi, iyileşmeyen yaraların tedavisi gibi alanlarda hızla yayılmaktadır. Estetik tıpta PRP, yüz, boyun, dekolte bölgesi, eller, bacak içleri, kollar, saçlı deri gibi vücut bölümlerinde; lazer/peeling gibi uygulamalardan hemen sonra derinin hızla yapılanmasını sağlamak, deride yılların ve UV ışınlarına maruz kalmanın sonuçlarını geriye döndürecek biçimde koyu leke ve kırışıklıkların düzelmesini, çöküntülerin giderilmesini, esneklik ve parlaklığın yeniden kazandırılmasını sağlamak, iyileşmesi uzamış yara, çatlak ve deri niteliğinin bozulduğu durumların kontrolünü sağlamak, saç dökülmesinde tek başına saçları güçlendirmek, saç ekimini desteklemek veya diğer tedavi seçeneklerinin etkisini güçlendirmek, plastik cerrahi uygulaması olarak yapılan yağ dolgularının etkinliğini ve kalıcılığını arttırmak gibi amaçlarla ve bu belirtilenler dışında pek çok alanda başarıyla uygulanmaktadır.

PRP uygulaması ne sıklıkla yaptırılmalıdır?

PRP uygulamalarından hemen sonra ciltte sağlıklı bir parlaklık ortaya çıkar. Daha sonra bu parlak görünümde biraz gerileme olur, ancak 3-4 uygulamadan sonra (yani 1 kür uygulandıktan sonra) kalıcı bir etki belirgin hale gelir. Tam etki toplam 3-4 uygulamadan sonra kalıcı bir ışıltı, bir toparlanma şeklinde ortaya çıkacaktır. Kalıcı bir gençleştirici etki için 15 gün aralıklarla yapılacak 3-4 uygulamadan oluşan 1 kürü senede bir defa tekrarlamak gerekmektedir. Sağlanacak gençleştirici etki dolgu ve benzer uygulamalarda elde edilen etkilerden farklı olarak sadece belirli alanlara yoğunlaşmış değildir, derinin daha büyük bir bölümüne yayılır ve daha kalıcıdır. PRP’nin sağladığı sadece görünür bir düzelme değil, bir yeniden yapılanmadır ve tamamen uygulanan kişiye aittir, kaybolup gitmez. Fakat şu da bilinmelidir ki, PRP cildinize nem kazandırmaz, güneşten korumaz. Bu nedenle yine her zaman belirttiğimiz gibi deri yaşlanmasına karşı güneşten koruyucu krem kullanmanız tavsiye edilmektedir.